uçan film

Hakkında   

film uçar, yazı kalır.

Kaze Tachinu (2013)
Birkaç gündür Japonca duymuyorum etrafımda, açıp izleyeyim dedim. Tabi en nihayetinde Studio Ghibi’linin son filmi olacağı için de izlemem gerekiyordu.
Film çok yönlü, ama klasik bir Miyazaki filmi asla değil. İkinci Dünya Savaşı öncesini konu aldığı için, bi kere dönemim sosyo-ekonomik durumlarını da incelemiş. Milletini seven, genç, dinamik, işini her şeyden önde tutan çalışkan bir toplum var. Hatta yine savaştan sonraki, sosyolojideki adıyla “Japon Mucizesi” denilen kalkınma hareketinin de temelinde zaten bu yatıyor. Bütün bunları Ruth Benedict’in (hiç Japonya’ya gitmeden yazdığı) Krizantem ve Kılıç kitabından da okuyabilirsiniz.
Filmde bir de aşk hikayesi var. Mühendis beyimiz tasarıları arasında bir kadına aşık oluyor. Bu kısımlarda yer yer Murakami’nin (aslında hiç istemeyerek yazdığı ve fakat kendini yazmak zorunda hissettiği) çeviri adıyla İmkansızın Şarkısı’nı hatırladım. Aşk hikayesi ama, ülkesinin ona ihtiyacı olduğu için (ve daha önce ülkesinin imkanlarıyla eğitim gördüğü, gerektiğinde Almanya’ya gittiği için kendini borçlu hissetmesinin de etkisiyle) sevgilisi hasta olmasına rağmen işini her daim ön planda tutuyor. Bu da aslında hikayeyi daha da dramatikleştiriyor.
Mühendis, çalışmaları sırasında yaptıklarının sadece uçak olduğunu, kendi hayallerini gerçekleştirmek dışında bir şey olmadığını ama sonuç olarak bu uçakların savaş için kullanılacağını da bilmesiyle, gördüğü rüyalar aracılığıyla yer yer iç hesaplaşmalara da tanık olmamızı sağlıyor. Ama neticede uçakları doğrudan ordu için değil, şirketleri aracılığıyla orduya pazarlamak için satıyorlar. Netice buradan bakarsak da kapitalizmin dıydısına kadar gidebiliriz. Arada hem Japonya’ya hem de Almanya’ya savaş kafası yüzünden laf giydirmesi de vardı zaten.
Bir de dediğim gibi, filmin her zamanki Miyazaki tarzından farklı olarak biyografi anlatımı var. Ülke ekonomisinin zor şartları ve yetişmiş beyinlerin “başarısı” filan derken Oğuz Atay’ın Bilim Adamının Romanı aklıma geldi.
Yazdıkça yazdım bu kez. Dediğim gibi film çok katmanlı ve ilk aklıma gelenler bunlar. Ama yine de bütün bunlar filmi beklentilerimin üstüne çıkarmaya yetmedi. Müzikleri ise ayrı güzel ama bakın. Tartışmaya gerek yok. Velhasıl, zaten Miyazaki artık emekli olduğu için bile filmi izlemek lazım. İyi geceler.
O değil de, sevdiğin insan o kadar hastayken yapacağın uçak planın ben ta!..
#199

Kaze Tachinu (2013)

Birkaç gündür Japonca duymuyorum etrafımda, açıp izleyeyim dedim. Tabi en nihayetinde Studio Ghibi’linin son filmi olacağı için de izlemem gerekiyordu.

Film çok yönlü, ama klasik bir Miyazaki filmi asla değil. İkinci Dünya Savaşı öncesini konu aldığı için, bi kere dönemim sosyo-ekonomik durumlarını da incelemiş. Milletini seven, genç, dinamik, işini her şeyden önde tutan çalışkan bir toplum var. Hatta yine savaştan sonraki, sosyolojideki adıyla “Japon Mucizesi” denilen kalkınma hareketinin de temelinde zaten bu yatıyor. Bütün bunları Ruth Benedict’in (hiç Japonya’ya gitmeden yazdığı) Krizantem ve Kılıç kitabından da okuyabilirsiniz.

Filmde bir de aşk hikayesi var. Mühendis beyimiz tasarıları arasında bir kadına aşık oluyor. Bu kısımlarda yer yer Murakami’nin (aslında hiç istemeyerek yazdığı ve fakat kendini yazmak zorunda hissettiği) çeviri adıyla İmkansızın Şarkısı’nı hatırladım. Aşk hikayesi ama, ülkesinin ona ihtiyacı olduğu için (ve daha önce ülkesinin imkanlarıyla eğitim gördüğü, gerektiğinde Almanya’ya gittiği için kendini borçlu hissetmesinin de etkisiyle) sevgilisi hasta olmasına rağmen işini her daim ön planda tutuyor. Bu da aslında hikayeyi daha da dramatikleştiriyor.

Mühendis, çalışmaları sırasında yaptıklarının sadece uçak olduğunu, kendi hayallerini gerçekleştirmek dışında bir şey olmadığını ama sonuç olarak bu uçakların savaş için kullanılacağını da bilmesiyle, gördüğü rüyalar aracılığıyla yer yer iç hesaplaşmalara da tanık olmamızı sağlıyor. Ama neticede uçakları doğrudan ordu için değil, şirketleri aracılığıyla orduya pazarlamak için satıyorlar. Netice buradan bakarsak da kapitalizmin dıydısına kadar gidebiliriz. Arada hem Japonya’ya hem de Almanya’ya savaş kafası yüzünden laf giydirmesi de vardı zaten.

Bir de dediğim gibi, filmin her zamanki Miyazaki tarzından farklı olarak biyografi anlatımı var. Ülke ekonomisinin zor şartları ve yetişmiş beyinlerin “başarısı” filan derken Oğuz Atay’ın Bilim Adamının Romanı aklıma geldi.

Yazdıkça yazdım bu kez. Dediğim gibi film çok katmanlı ve ilk aklıma gelenler bunlar. Ama yine de bütün bunlar filmi beklentilerimin üstüne çıkarmaya yetmedi. Müzikleri ise ayrı güzel ama bakın. Tartışmaya gerek yok. Velhasıl, zaten Miyazaki artık emekli olduğu için bile filmi izlemek lazım. İyi geceler.

O değil de, sevdiğin insan o kadar hastayken yapacağın uçak planın ben ta!..

#199

— 8 notla 2 gün önce
#miyazaki  #ghibili 
Bande à part (1964)
Bugün Eylem Reis nevaleyi kapıp gelmiş, bana sürpriz yapmış. Madem klas bir film açalım dedik, Godard’a çevirdik ibreyi.
Elbette kendisinin daha güçlü, daha katmanlı filmleri var ama bu da tipik bir Godard filmi. Bertolucci’nin selam çakmasına da hak verdim Louvre’da koşarlarken.
Bir de bugün Anna Karina’nın doğumgünüymüş. O zaman bu video da bonus olsun (filmden dans sahnesi): http://www.youtube.com/watch?v=u1MKUJN7vUk

Bande à part (1964)

Bugün Eylem Reis nevaleyi kapıp gelmiş, bana sürpriz yapmış. Madem klas bir film açalım dedik, Godard’a çevirdik ibreyi.

Elbette kendisinin daha güçlü, daha katmanlı filmleri var ama bu da tipik bir Godard filmi. Bertolucci’nin selam çakmasına da hak verdim Louvre’da koşarlarken.

Bir de bugün Anna Karina’nın doğumgünüymüş. O zaman bu video da bonus olsun (filmden dans sahnesi): http://www.youtube.com/watch?v=u1MKUJN7vUk

— 5 notla 1 hafta önce
#jean-luc godard  #bana böyle filmlerle gelin 
The Bridge on the River Kwai (1957)
18/09Geçen çeviri yaparken adı geçti de, bu filmin de çok uzun bir süredir izlenmeyi beklediğini hatırladım. Gerçi çeviride filmin sonunda ne olduğu yazıyordu ve ölümcül bir spoiler yemiştim. Tamam tamam, zaten biraz izleyince sonunu tahmin ediyorsunuz zaten, standart bir film.Japon ordusunun Doğu Asya’da ilerleyişi sırasında bir Kwai nehri üzerinen tren geçirebilmek için, esir tuttukları İngiliz tümenine köprü yaptırmalarını konu alıyor. Eh filmin yaşını da göz önüne alırsak, dönemin şartlarında başarılı yine. Ama bir tane daha savaş filmi izlememeliyim bir süre.

The Bridge on the River Kwai (1957)

18/09

Geçen çeviri yaparken adı geçti de, bu filmin de çok uzun bir süredir izlenmeyi beklediğini hatırladım. Gerçi çeviride filmin sonunda ne olduğu yazıyordu ve ölümcül bir spoiler yemiştim. Tamam tamam, zaten
biraz izleyince sonunu tahmin ediyorsunuz zaten, standart bir film.

Japon ordusunun Doğu Asya’da ilerleyişi sırasında bir Kwai nehri üzerinen tren geçirebilmek için, esir tuttukları İngiliz tümenine köprü yaptırmalarını konu alıyor. Eh filmin yaşını da göz önüne alırsak, dönemin şartlarında başarılı yine. Ama bir tane daha savaş filmi izlememeliyim bir süre.

— 4 notla 1 hafta önce